
Yani şimdi "ayyy ben hiç kıskanmam kiiii" diyemicem









I wish I was mad
Fucked up and done
I wish I was bad
And completely wrong
I wish I was made
Rebuilt-up and fake
I wish I could lie
And never could fail
And live some beautiful days
In a magical place
Beautiful loves
Perfect and straight
Beautiful days
In a magical place
A new dream is born
The new freaks have come
I wish I was fast
And crazy as a dog
I wish I could last
As long as the gods
I wish I could be
Perfectly free
Wish I was a creep
Wish I made you bleed
And live some beautiful days
In a magical place
Beautiful loves
Perfect and straight
Beautiful days
In a magical place
A new dream is born
The new freaks have come
Beautiful days
In a magical place
Beautiful loves
Perfect and straight
ne yürüdük sokaklarda yan yana
ne dolaştık avare
aynı yerde uyumadık uyanmadık
hiçbir gün hiçbir kere olmadı olamadı
hayat güzelmiş-miş
çiçek açarmış-mış
dünya dönermiş-miş
kuşlar uçarmış-mış
falan filan
ne güneşe uzandık yan yana
ne yağmurda ıslandık
bir vapura atlayıp bir sabah
hiç gittik mi bir yere
olmadı olamadı
hayat güzelmiş-miş
güneş doğarmış- mış
gemiler geçermiş-miş
yağmur yağarmış-mış
utanmadan
vicdansızlık, insani duyguların kaybı büyük bir marifetmiş...ne kadar çok acıtırsan o kadar az acırmışsın...umursamayacak, bencil olacakmışsın, o duvarları asla ama asla yıkmayacakmışsın. bu günlerde ayakta kalmanın tek yolu buymuş.
kalpler kırmışım istemeden, zorla, zoraki, kana kana, kanata kanata, kanırta kanırta...sonra kalbim kırılmış...öyle bir acıymış ki göğsüme yumruk gelmiş oturmuş. mesela yapılan iyilikler yüze tokat gibi vurulabilirmiş, düşene bir tekme daha vurmak bedava, hava, su, toprak, mutluluk hep paraylaymış. her şeyin bir bedeli varmış. ama dostlar varmış. dostlar hep bize kalmış. iyi ki de varlarmış.
bir küçük pastayla mutlu olabilen, uyku mahmurluğunda yalandan da olsa özrünü kabul edebilen, içini acıtmış olsan da "anladım...ben seni anladım..." diyebilen dostlar varmış. bir daha inanmalar yokmuş, satılığa çıkarılan gururlar, sözler olmayacakmış.
"you've hurt me. i don't love you anymore."
işte bu kadar basitmiş aslında herşey. o kapıyı çarptıktan sonra bir tüm gün gözyaşları daha fazla kesmesin nefesini diye uyumak varmış, annenin kokusunu içine çekebilmek yine, biricik olduğunu hissedebilmek. hatalarla büyüyoruz, kapıları çarpa çarpa, "bir daha asla" diye diye, daha fazla susmayı öğrenerek, daha fazla severek ama herşeyden ve herkesten daha çok layık olanları ayırt ederek o kıymetlileri severek.
siliyorum artık eskisinden çok daha kolay. bir film şeridi gibi geçermiş ya insanın zihninden ömrü ölürken, her sevgi, her sevgili -olmamış, olamamış olanlar en çok da- ölürken bende bir yerlerde elim artık 289392138 kere mouse a gidip gelmeden delete tuşuna bastıkça, kendimin duygularımın katili oldukça o hissettiğim her şey de gözümün önünden geçiveriyor. geçti ama...geçti içimde ne nefret ne kin ne üzüntü. boşluğun dahi olmadığı bir boşluk hissi bu, kuş gibi hafif, öyle kırılgan ama öyle özgür, öyle kanatlanmış, öyle kararlı."şimdi bir gün daha geçirmem gerek, sonra üzerine kimbilir daha kaç tanesi." diye düşünürken günler "gerçek" olanlar yanındaysa ne kadar kolay geçiyormuş. kenarlara kenarlara tutunuyor insan işte ilerlerken. gözlerimi silmem, saçlarımı toplamam gerek. birinin çalıştırması gerek beni, kırbaçla, geberterek. bu araftan koparıp fırlatması gerek. vazgeçmeme izin veridi.
hayatın bir yerine kondum, oracıkta tünedim düşündüm bir uzun gün boyunca sonra sildim tüm kötülükleri üstümden, kiri pası attım ,beni, düşüncelerimi, kalbimi, dostluklarımı kirleten ne varsa çitiledim iyice. ellenmekten rengim kaçmıştı, solmuştum, kendimi yeniden boyadım.
büyümek bu olsa gerek. daha kolay yıkılıyor kaleler ama daha kolay tamir oluyor herşey, tüm bu acı, hayal kırıklığı, şaşkınlık, hüsran bir nevi duck-tape oluyor zamanla.
sabret oku: ben bu silik, bulanık, belirsiz alemde, kesinliğim, keskinliğim, kapladığım ve karşılığı olmayan yer yüzünden duyduğum azapla gaza basacağım, frene değil.
hiç korkmuyorum.
Kadir mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme
Yedi deryalara gark eyle beni
Yine muhannete muhtaç eyleme
Muhannetin suyu dolayı akar
Değdiği yerleri od olur yakar
Eyilik etmeden başına kakar
Yine muhannete muhtaç eyleme
Muhannetin sözü pareli oktur
Lutfuna kerem et ihsanı çoktur
Sağ elin sol ele faydası yoktur
Yine muhannete muhtaç eyleme
Ben dertliyim Hak ayırsın işimi
Kaygılara saldım garip başımı
Varsın kurtlar kuşlar yesin leşimi
Yİne muhannete muhtaç eyleme

KURAL 6: 'Şu dünyadaki önyargı, çatışma ve
husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk
diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.'Sabahtan beri blogger'ın kumanda panelini açıp birşeyler yazmaya kaç kere hazırlandığımı hatırlayamıyorum bile. Mutlu, mutsuz, düşünceli, aksi, umutsuz, hayalci...Genelde kendime yakıştırılan bu sıfatlardan hiçbiri yok bugünlerde üstümde. Onları soyundum bir güzel katlayıp benliğimin dışında bir yerlere kaldırdım. Bir süre havalanmaları lazımdı zira.
Bu aralar safi bir garip suskunluk hali var bende. Oysa anlatmak istediğim, yazmak istediğim, konuşmak, söylemek, sormak istediğim öyle çok şey var ki. Ama bazen köreliyor insanın dili böyle. Karşısına karşısındakinden bir ayna alıyor ve kendini onun seçebileceği cümlelerle tanımlamaya çalışıyor. Benim tanımım yok son bir kaç gündür, çok denedim çok fırlatıp kırdım o aynayı, çok konuştum ona, 'söyle bana güzel miyim?' dedim...Sonra hep eksik, yetersiz geldi birşeyler. Ben de gözümü kapatıp sustum uzunca bir süre. Öyle ki içimi bile susturdum, parmaklarımın bile bağladım gözlerini.
Dokunmazsa, elini uzatıp değmeye çalışmazsa nasıl hisseder insan bilmiyorum. Ama sustuğuma, görmeye çalışmaktan vazgeçtiğime göre bir süre dokunulmazlık da tanımalıyım etrafıma sanırım. Zihinsel oruç benimkisi de, kendimi sınamanın en güzel yolu.
Oysa kendimi kandırdığımı biliyorum çokları. Susturulan cümleler konuşulmuyor bir daha asla, yürünen yollar geri yürünmüyor. Zor çünkü, başlangıçlar ne kadar zorsa yeniden başlangıçlar daha da zor. Kızmıyorum artık ama, ne kendime ne başkalarına. Ne yaptıysa dilimiz yaptı diyorum. Herşey bir küçük sözcük, bir çalıntı bakış, bir zaruri dokunuşla başlıyor. Ve bazen bitmesi şartsa bir şeylerin, aynı şekilde oluyor. Elin,gözün,dilin bağlanması ve hatta mantığın, aklın bile tutsak edilip yalnızca kalbin konuşması, varsa eğer yazgının peşinden gidilmesi gerekiyor.
Tüm bunlar yeni bana, ama bir şekilde düşe kalka çabalıyorum.
Uzun bir zaman sonra ilk defa beni bana sessizce, kavgasız, dövüşsüz, çırpınmasız, fırtınasız döndürecek, eğer gerçekten yolundan sapmış şeyler varsa düzenleyip önüme sunabilecek tek çözüm bu çünkü.
Deniyorum, öğreniyorum...
Kırmızı bir at çizerdim,
Kırmızı bir at,
Bak bu da kafası...
'Nereden geldim, nereye
giderdim?'
Bu da düşünen kafanın bana
sorusu.
Sür beni sarp kayalıklara oradan aşağısı başka
yerin konusu
'Ah' dedi 'senin durumun
fena'
'Ah' dedi 'kalbinde bu neyin
sancısı'
Dayanamaz kalbimin içinden
çıkardım,
Utanmadan dünyaya tepeden
bakardım!
Kimse beni bilmez,
Bilmez beni bilmez,
Bilmez beni kimse,
Ben hep saklandım.
Yanmalısın,sönmelisin, ruhları
incitmeli...
İnanırken yalanlara,
Delirmiş olmalısın!
Bakmalısın, görmelisin, acıyan yerler
neresi?
Varmak için heplere önce hiçi göze
almalısın!
Ah o kızgın bakışın, bir de üzgün
bakışın
Yüzlere gülüşün ve anidir
düşüşün!
Üzülmeye gelmez, giderdim aramaya ruhumun
parçalarını.
Üzerime bir bir dikerdim.
Beni nasıl isterdin?
'Tek parça!'
Yoksun!Nedenin yoksa,
Kime güler yüzün,
Kime ağlarsın?
--Çek, bir sandalye çek ve
otur
Mumlar var, mumları yak,
Anlatacaklarım uzun, uzundur
yollar
ve
Her ne yöne gidersen git beter gibi sonsuz
ama,
Yoksun nedenin yoksa!--
Yokum!
Nedenim yok benim!
Kime güler yüzüm,
Kime ağlarım?
Duruyorsan, ne
duruyorsun?
Yarına kalsam, ne
umuyorsun?
Ağlarla kaplı, hiç
bilemezsin...
Her yanım, her sözüm, her savaşım,her
yönüm...
Öyle zor geliyor ki...
Her yeni gün!